Küresel ekonomiyi kıskacına almış bir krizden Türkiye’ nin etkilenmemesi diye birşey tabii ki söz konusu değil. “Kriz gerçek değil”, “bize bir şey olmaz”, “bizi teğet geçer” gibi yaklaşımları savunmak da öyle.
Ancak, kendini gerçekleştiren kehanete dönüştürmek istercesine de üzerine körükle gitmenin anlamı ne?
Bakın ekşi sözlük‘ te nasıl tanımlamışlar kendini gerçekleştiren kehaneti:
İnsanlar bir durumu gerçek olarak tanımladıklarında, o durum günün birinde mutlaka gerçeğe dönüşecektir teoremiyle ortaya çıkmıştır. Kimi sosyologlara göre bu, bir toplum için hayati derecede önemli ve temel bir süreçtir.
Sapasağlam bir şirket için “batıyor” dedikodusu çıkartırsanız, o şirketi gerçekten batırabilirsiniz. Ülkeler için de durum bundan pek farklı değildir.
Bu kadar mı çok seviyoruz “kötü” haberleri? Ya da inanmaya daha mı eğilimliyiz acaba?
Kimseden gerçeklere dayanmayan uydurma pembe hikayeler beklemiyoruz. Ekonomi uzmanlarının gerçekçi ve samimi görüşlerine sonsuz saygı duyuyor ve dikkatle takip ediyoruz. Ancak bu konuda yorum yapan, haber yapan, kamuoyu üzerinde etki sahibi herkesi biraz daha sorumlu olmaya davet ediyoruz.
İçinde bulunduğumuz gerçekleri göz ardı etmeden bugüne ve geleceğe biraz daha pozitif bakmaya çalışalım. Krizi fırsata dönüştüreceğiz diye hep beraber içinde bulunduğumuz bu gemiyi batırmaya uğraşmayalım. Kendini gerçekleştiren kehanetin hem aleti hem de kurbanı olmayalım.
Bu konuyla ilgili olarak Referans Gazetesi yazarı Yiğit Bulut’ un Big Para‘ da çıkan yazısını aynen paylaşmak istiyorum.
Türkiye “Krize” Girer Mi?
Bu “alıntılar” sonrası yeniden soracağım; Türkiye krize girer mi?
Evet bakalım ne demişler “finans-fizikçileri”…
…Cennet Bahçesi veya kara kutu. Laplace her parçacığın yeri ve hızını bilmesi durumunda kozmosun geleceğini tahmin edebileceğini öne sürdü. Yirminci yüzyılda fizikçiler kuantum teorisi ve bir ölçüde de kaos teorisi sonucunda bu hoş hayali terk ederek, dünyayı bir kara kutu şeklinde değerlendirmeyi öğrendiler. Kutuya giren ve çıkanları görebilir fakat içinde ne olup bittiğini bilemeyiz. Sadece A girdisinin Z çıkışını verme olasılığı hakkında sonuç çıkarabiliriz…
Derinlemesine anlaşılması, kuantum mekaniğinin paradokslarının anlaşılmasından daha zor görünen kişisel ve toplumsal bir psikolojidir… Önsezi rüyaların esasıdır… Mikroskopik yerine makroskopik, determinist yerine stokastik bir yaklaşım daha verimli olabilir. Sıcaklık Curie noktası denen belli bir değerin üzerine çıktığında mıknatıs özelliği kaybolur…
Fiyat grafiklerinin rastgele süreçlerle tasvir edilmesi grafiklerin mantıksız ve gelişigüzel olduğu anlamına gelmez. Bunlar bize yalnızca tahmin edilemez olduklarını söyler. İngilizcede rastgele anlamında kullanılan “at random” ortaçağ Fransızcası bir tabirden -à random- uyarlanmıştır. Bu terim, atın binicinin kendisini ne kontrol edebildiği ne de gideceği yönü tahmin edebildiği bir şekilde vahşice koşması anlamına gelir…
Bu noktada duralım ve soralım; “Türkiye kesin krize girecek” diyenler acaba “yukarıda bahsedilen” detaylardan ne kadar haberdar!
Hatırlayın; 2001 krizi öncesinde televizyonlarda “hiçbirşey olmayacak” diyenler ve dolardaki son dalgalanmalarda “2 YTL kesin” diyenler, sonrasında “olanları” algılamakta oldukça zorlanmışlardı. Finans piyasalarında kural kesin; “doğrusal düşünenler” her zaman kaybederler…
Sevgili dostlar, “finans konusunda” yazılmış aykırı metinleri alıntılar ile sorgulamaya devam edelim;
…Şans, Basit veya Karmaşık… Modern olasılık teorisi kurucularından Rus matematikçisi Andrei Nikolaevich Kolmogorov “Olasılık teorisinin epistemolojik değeri kolektif ve büyük ölçekli değerlendirildiğinde şans algılamasının rastgele olmayan bir düzen oluşturması gerçeğine dayanır” der…
Matematikçiler tarafından da onaylanan büyük sayılar yasasının bize dikte ettiği sonuçtur bu. “Eğer rastlantısal bir olay yeteri kadar tekrar edilirse sonuçların ortalaması beklenen değere doğru yakınsar…
Çok sıradan rastlantısal bir olayda bile oldukça karmaşık bir yapı ortaya çıkabilir. Kitapta görüleceği gibi, standart teoriler daha basit olan uysal biçimi kabul ederler. Çok sayıda kanıt, piyasaların çok daha hırçın ve ürkütücü olduğunu gösterir…
Bu alıntı sonrası yeniden soralım; 2001 ve 2008’ de olanların “ortak özellikleri” neler? Olaylar aynı şekilde tekrar mı edecek? Dolardaki veya borsadaki dalgalanmalar “nasıl” şekillenecek?
Sevgili dostlar, bir daha soruyorum; “Türkiye kesin krize girecek” diyenler, buna “ABD’ deki ünlü profesörler de dahil” acaba ne kadar “haklı” olabilirler! Doğrusal olmayan veya başka bir deyişle “determinizmin” işlemediği bir dünyada “nasıl bu kadar” kesinlik sağlayabilirler…
Sonuç: Onlar öyle diyor ben de “dünya piyasalarının en kötü olduğu günden beri” aynı şeyi iddia ediyorum; en kötüsü geride kaldı! Hatırlayın; Ocak başına kadar sıkın dişinizi demiştim, işte son 15 gündür “finans piyasaları” dahil “algılama” daha bir olumlu!
Son söz: Karamsarlar “kesin” olamazlar! “O dedi, bu dedi” diye “kesin kötü” olacak diye bir şey yok! Doğrusal düşünmeyelim! Ve en önemlisi bilerek “karamsar” olanların tuzaklarına düşmeyelim. Bunu söyleyenin de “ben olduğumu” yani “2007 Kasım’ dan beri küresel büzüşme geliyor” diyen biri olduğunu unutmayalım!
Kaynak: bigpara.com Yazar: Yiğit BULUT / Referans Gazetesi
Yeni yazılan yazıların eposta adresinize otomatik olarak gelmesini istiyorsanız lütfen tıklayın.














Mükemmel bir yazı olmuş diyebilirim. %95 katıldığım yanları var özellikle olumlu düşünmek ve kendi kehanetimizin içinde kaybolmamak bunların başında yer alıyor. Doğru söylüyorsunuz, bir insan bir şeyi o kadar çok tekrar ederse sonucunda başına gelmesi kaçınılmazdır. Özellikle bu konuda basın ve medya çok ileri gidiyor. İnsanların düşünceleri karmakarışık. Fırsat buldukça yazılarınızı okuyacağım. Sevgiler.
Merhabalar Mustafa Bey,
Öncelikle değerli düşüncelerinizi insanlarla paylaştığınız için teşekkür ederiz. Yan tarafta e-bülten üyeliğimiz var, görmüşsünüzdür. Oraya e-posta adresinizi yazarak, siteye eklediğimiz yazıların otomatik olarak mail adresinize gönderilmesini sağlayabilirsiniz. Bu sayede siteye her seferinde yeni ne eklenmiş şeklinde bakmaktan kurtulduğunuz gibi büyük bir zaman kazancınız olur. Saygılarımla.
Teşekkürler Mert Bey, yaptım. Kolay gelsin.
Yazıyı çok beğendim. Eline Sağlık. Birçoğuna ben de katılıyorum, ancak şu an görebildiğim dalgalar gelip geçiyor ve bizler kendi dalgamızda boğulmak üzereyiz.Bazen sıcaktan bunalmışsın. İnternetin başından kalkın bir hava alın gelin. Belki o sırada çevrende kara çarşaflıdan, türbanlıya, mini etekten uzun eteğe kadar bir çok insanı yüzlerinde gülüceklerle gezerken hatta dekolte ile çarşaflının kardeş kardeş dertleştiğini filan görürsün.
tabi görmek için göz, duymak için kulak varsa. Ben spekülasyonlardan ibaret diyorum derin krize. Herşey. Geçtiğimiz günlerde dinlediğim bir radyo programında bile gençler artık 18inci dalgada bizi de alırlar gelin de bizim okul bahçesini de kazın işkence görüyoruz diyerek Türkiyenin ne denli tesadüflere dayalı veya spekülasyonlara dayalı bir hale geldiğini ti’ye alıyorlar. Kenyalılar neden bu kadar seviniyor anlıyamıyorum; neden yöneticimizin postası halk kahramanı seçilmesine yetiyor bunu da anlamıyorum, zannedersem bizler krize girmişiz çoktan ve derinlerine doğru gidiyoruz. Atın ölümü arpadan olsun diyorum. Teşekkürler Mertol.